T.C. İnebolu Belediyesi | www.inebolu.bel.tr
İNEBOLU BELEDİYESİ
T.C. İnebolu Belediye Başkanlığı Websitesine Hoşgeldiniz.
ANASAYFA BAŞKAN KURUMSAL İNEBOLU HİZMET STANDARDI PROJELERİMİZ BİZE ULAŞIN
İLANLAR
Menü
İnebolu Şapka Nutku
İnebolu Türk Ocağı
İnebolu Türk Ocağı Binası
 
İnebolu Türk Ocağı ve Şapka Nutku / İnebolu Türk Ocağı

Türk Ocaklarının Tarihi 

Türk toplumunun en eski ve en büyük sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları, "Türk milletini sevmek ve yüceltmek" olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olarak resmen 25 Mart 1912'de kurulmuştur.

Bilindiği gibi, Tanzimat Fermanının ilanından sonra Osmanlı ülkesinde baş gösteren ayrılıkçı düşünceler, 1908'de ikinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte rahatsız edici kıpırdanışlar ve davranışlar halini almıştı. Devlet içindeki etnik ayrılıkçılar ayaklanmaya ve devleti parçalamaya yönelmişlerdi. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar geliştirilip uygulamaya konulmuş, fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), milliyetçi bir görüşü temsil etmekle birlikte siyasi istikrarı sağlayamamış ve ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçememiştir. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu. 

Sorun ve dertlerin yalnızca aydınların bilmesi de yeterli değildi. Toplum katmanlarının ilgisini de çekmek gerekirdi. Fakat Osmanlı devletinin temelini oluşturan Türk toplumu milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı ayrılıkçı davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona kimliğini ve benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete geçirecek çalışmalar yapılmalıydı. Bu da ancak milli bilinci güçlü, yurtsever aydınların çabaları ve çalışmaları ile mümkün olabilirdi. Böyle aydınların bir “gönüllüler kuruluşu”nun çatısı altında bir araya gelerek gönüllerini ve güçlerini birleştirmeleri, Türk toplumunu bilinçlendirmek için gerekli tedbirleri ve yöntemleri düşünmeleri, bunu gerçekleştirecek sistemli çalışmaları planlamaları, sonra da onları uygulamaya geçirmeleri gerekliydi. 

Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan meşgul ettiği muhakkak olan bu düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi’nde parladı. Bir yandan tıp öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir “gönüllüler kuruluşu” oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911’de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular. 

Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık) başkanlığındaki üyeleri ile ünlü Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul), Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen), Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu Ahmed Beylerin katıldığı bir toplantı yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve yaşatacak bir derneğin kurulması ve adının da “Türk Ocağı” olması, 3 Temmuz 1911’de yapılan bu toplantıda kararlaştırıldı. Bu toplantının yapıldığı tarih, bu yüzden Türk Ocağı’nın “fiili” kuruluş tarihi sayılır. Çünkü o toplantıda kuruluş işlemlerini gerçekleştirecek bir “geçici yönetim kurulu” seçilmiştir. 

Yeni derneğin “Esas Nizamname”sinin ve çalışma programının hazırlanması oldukça zaman alır ve gerekli işlemler tamamlanarak Türk Ocağı’nın 25 Mart 1912’de faaliyete geçmesi sağlanmış olur. Derneğin kurucusu görünenler, Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Ferit (Tek), Ağaoğlu Ahmet ve Askeri Tıbbiyelileri temsilen Fuat Sabit (Ağacık) beylerdir. 1912’de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi’ne göre, Ocağın amacı, “Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak” idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için “Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak”tı. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken “sırf milli ve içtimai bir vaziyette” kalacağı belirtilmekte, “asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır” denilmekte idi. 

Türk Ocağı bir yandan İstanbul’daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan da, başta İzmir olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını yaymağa girişir. Şube sayısı 1916’da 25’e, 1919’da 35’e yükselir. Fakat o yıldan başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları (Fatih ve Sultanahmet mitingleri… gibi) düzenleyerek halkın milli duygularını harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul’daki merkezi olmak üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta’ya sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden, Türk Ocağı çalışmaları, “Kurtuluş Savaşları” boyunca askıya alınır. 

1922’de “Milli Mücadele” zaferlerle sonuçlanınca Türk Ocağı’nın çalışmaları yeniden canlanır. Kapatılan şubeler yeniden açılır ve Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ile bunlara bir çok yenileri katılır. Cumhuriyetin ilanından sonra başlatılan inkılapların başlıca destekçisi ve yayıcısı Türk Ocakları olur. Bu dönemde açılan Ocakların sayısı, 1928 yılı başında 141’e ulaşmıştır. Özellikle, bu dönemde Ankara’ya taşınmış olan Genel Merkez’de birçok bilimsel ve sosyal toplantılar, kültürel etkinlikler düzenlenirken çok sayıda da eser yayınlanır. Şubeler de kendi olanakları çerçevesine halk okulları, dispanserler, başka sosyal kuruluşlar kurarak topluma yararlı olmaya çalışırlar. 

Bu arada Türk Ocağı’na Ankara’da bir Genel Merkez yapısı kazandırmak için çalışmalara başlanır. Arsası Vakıflar İdaresinden satın alınan yapının proje ve planları Türk Ocaklı Yüksek Mimar Hikmet Koyunlu tarafından hazırlanır ve yapım çalışmalarına başlanır. Koyunlu’nun gözetim ve denetiminde 1926’da başlatılan inşaat, 1928’de tamamlanır. Böylece Ankara’ya en görkemli ve güzel anıt yapılardan biri kazandırılmış olur. Bu yapıya ve donanımına, zamanın değerleri ile 600.000 TL dolayında harcama yapılır. Önemli olan husus, bu anıt yapının, devletin maddi katkısı olmadan, sağlanan iç ve dış bağış ve yardımlarla inşa edilmiş olmasıdır. 

1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayı’nda, Türk Ocağı Yasası’nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişikliğe göre, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkurelerini takip eden Türk Ocağı, mefkureleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber” olacaktı. Böylece, kuruluştaki “asla siyasetle uğraşmama” ilkesinden uzaklaşılmış ve siyasete bulaşmış oluyordu. 

Fakat Türk Ocağının böylece CHP ile ilişkili duruma getirilmesi zamanın tek parti iktidarının siyasetçilerini tatmin etmez. Onlar Türk Ocağının yüzde yüz bir teslimiyetçilik içinde olmasını istemektedirler. Buna karşılık, Ocak şubelerinde CHP’nin hoşuna gitmeyebilecek görüş ve etkinlikler görülebilmektedir. Özellikle de Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, üst yönetim yetkililerince hoş karşılanmamaktadır. 

Bu durum Türk Ocağı’nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu kararla Türk Ocağı’nın görkemli Genel Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiştir. 

İnebolu Türk Ocağı Binasının Yapılışı

Tapu kayıtlarına göre binanın yapılış tarihi Rumi takvimle Ağustos 1309 tarihidir. Bu da Miladi takvime göre, Rumi takvimle arasındaki farktan dolayı Ağustos veya Eylül 1893 tarihine tekabül eder. Binayı yaptıranlar, Karagüllezade Mehmet Yazıcı ile Karamanyan Hacı Ohanüs Ağa’dır. Karagüllezade Mehmet Efendi’nin binanın yarısı olan kendi hissesini satmasıyla da binanın mülkiyeti Rum Karamanyan ailesine geçmiştir. Binanın mülkiyeti, II.Balkan Harbi sırasında, yani 1913 yılında hazine tarafından Rum aileden alınmış ; kısa bir süre sonra da Rum aileye tekrar geri verilmiştir. Bu bağlamda, bina, bir Genç Osmanlı Dönemi eseridir.

İnebolu Gençler Mahfili (Kulübü)

Mondros Mütarekesi’nden sonra, İnebolu Ticaret İdadisi’nden bazı öğrenciler ile diğer mahalli gençler, Yüzbaşı Osman Nuri Bey’in de teklif ve irşadıyla İnebolu Gençler Birliği’ni kurmuş ve eski İttihat ve Terakki Binası’nda İnebolu Gençler Mahfeli adı altında çalışmaya başlamıştır. 

İnebolu Gençler Mahfili, azınlıkların taşkınlıkları ve bu taşkınlıkların yarattığı gerginlik sonucu doğmuştur. Mahfilin açılış amacı, gençlerin millî menfaatler etrafında toplanması ve azınlıklara karşı bir birlik oluşturması idi.

Mondros Mütarekesi’nin doğurduğu kötü sonuçları gören İnebolu gençleri, kahvelerde ve evlerdeki görüşmelerin faydasızlığını ve hatta zararlarını anlamışlardı. Çünkü evlerde yapılan toplantılar belli bir aşamadan öteye gidemiyordu. Gençlerin daha çok faydalı olabilmeleri için plânlı ve programlı olarak belli bir teşkilat çatısı altında toplanmaları zaruri idi. Bunun yanı sıra Pontusçulardan da çeşitli tehdit ve kışkırtmalar geliyordu. Rum ve Ermeni azınlıklar tarafından kendilerine yapılan bu haksız ve nankörce saldırılar karşısında İnebolu gençleri, harekete geçmişler ve İnebolu Gençler Mahfili’ni kurmuşlardır. Hüsnü Açıksöz, bu cemiyetin 27 Temmuz 1919’da kurulduğunu belirtmektedir.

İnebolu Gençler Mahfili’nin Kurucuları

Bu cemiyetin kurucuları şunlardı:

Mustafa Selim, Mustafa Nuri, Asker Mustafa, Mustafa Fehmi, Mustafa Sıtkı, Reji Müdürü Mustafa Cemal Azmi, Tapucu Kamil, Ahmet Hamdi, Şevket Ahmet Faik, Fotoğrafçı Recep, Manifaturacı Recep, Muallim Şükrü, Rizeli Abdullah, Baytar Sadık, Muallim Lâtif, Altıkulaç Mehmet, Trabzonlu Remzi, Kemâl, Cebeci Sabri, İbrahim, Alaeddin, Muallim Mehmet. 

İnebolu Gençler Mahfeli, daha sonra Türk Ocağı’na dönüşmüştür. Ancak, bu dönüş tarihi tam olarak tespit edilememiştir. Türk Ocağı’na dönüşen birliğe, Şükrü Ustaoğlu, Selahaddin Tümer, Şükrü Tekant, Naim Tığlı, Ahmet Soğangöz, Cemal Kayaalp, Maliyeci Şevket, İsa Tüzer, Baki Kurtoğlu, Çolak Ahmet, Şakir İşeri, Numan Bey, Mustafa Gürsoy, Kölenin Mehmet Gürsoy, Adil Tığlı, Mehmet Tırmandı, Sesi Boğuk İhsan Bey, Mustafa Bilaç, Hoca Şükrü, Ali Hamdi ve Nazif Bey’ler katılmışlardır.

Bu gençlerden bazıları Mondros Mütarekesi’nden sonra, eski medresenin (Yahya Paşa Camiinin karşısındaki belediye binası) reis odasında gizlice toplanıyorlardı. Bundan haberdâr olan Yüzbaşı Osman Nuri, bu fedakâr gençlere yardım ederek eski İttihat ve Terakki Binası’nın tutulmasını sağladı. 

Önceleri “İnebolu Gençler Mahfili” adı ile maksatlarını gizleyerek ve siyasetten bahsetmeden çalışmaya başlayan gençlerin bu canlılıkları yerli Rumların gözlerinden kaçmamıştı. Rumlar ,bu cemiyeti dağıtmak için gizlice İngilizlere, Patrikhane’ye hatta İnebolu Kaymakamlığına ve Kastamonu Valiliği’ne yaptıkları ihbar üzerine tahkikat açılarak, Mahfil’in yönetim kurulu üyeleri iki defa Kaymakamlığa gelen İngiliz Komiseri’nin sorgularına maruz kalmışlardı. 

Gençler bütün bu zorluklara karşın faaliyetlerine devam ederek teşkilatlarını genişletmişlerdi. İçinde bulundukları maddî imkânsızlıkların yanında, toplantılarını yapacak doğru dürüst bir binalarının olmayışı, gençlerin işlerini güçleştirmişti. Bütün bunlara ilâveten, sık sık takibe uğramaları ve kendilerine baskı yapılması, çalışma şartlarını daha da zorlaştırmakta idi.

İnebolu Gençler Mahfili’nin Tüzüğü

Tüzük’te Mahfil’in amacı ve çalışma şekli ile ilgili aşağıdaki ilkelere yer verilmiştir:

1- Çevrenin kültür düzeyi göz önüne alınarak ve siyasetten bahsetmeksizin memlekete millî terbiyeyi, tarih ve sosyal bilgiyi öğretmek. Bu amaçla halkın kendi örf ve ananelerini tanımaları, tarihlerinden haberdâr olmaları temin edilmiş olacaktır. Çünkü geçmişini bilmeyen milletler geleceğine yön veremezler. Bu faaliyetler yapılırken çevredeki ilim adamları ile de sıkı münasebet kurulmalıdır.

2- Cemiyet bu gayesine ulaşmak için bütün gayreti ile çalışacaktır. Bu çalışmalar arasında dergi ve gazete yayınlamak, konferanslar vermek, gece okulları açarak ders vermek, kitap yazmak, fakir fukara ve şehit çocuklarını yedirip içirerek onların bir meslek sahibi olmalarına yardımcı olmak. Ayrıca dinî ve millî örfümüze hiç yakışmayan dilenciliği ortadan kaldırmaya çalışmak gibi faaliyetleri sayabiliriz.

3- Halk arasında geçmişteki büyüklerimizden örnekler vererek, büyüklere saygı küçüklere sevgi düsturunu anlatmak, unutulmaya yüz tutmuş milli geleneklerimizi ve sanatlarımızı tekrar canlandırmak için gerekli çalışmaları yapmak.

4- Fakir çocuklarını okutturmak, kalem, defter, kitap, elbise gibi ihtiyaçlarını temin etmek.

5- Halkı mübarek gün ve gecelere saygı duymaya teşvik etmek, bu konuda ilgisizliği görülen kişileri bilinçlendirmek ve ikaz etmek, halkı toplantı ve vaazlara alıştırmak, cami ve kabristan gibi yerlerin korunması için gerekli teşebbüslerde bulunmak.

6- Halk arasında ihtikâr, ihtiras ve şahsî çıkarcılık gibi kötü huyları ortadan kaldırmaya çalışmak.

7- Düğünlerde güzel âdetlerimizi muhafazaya çalışmak, bunun yanında kötü alışkanlıkları ve lüzumsuz masrafları ortadan kaldırmaya çalışmak.

8- İçkinin maddî ve manevî zararlarını anlatarak, halkı bu zararlı maddeden vazgeçirmeye çalışmak.

İnebolu Türk Ocağı

İnebolu Gençler Mahfili, daha sonra (tarihi tespit edilememiştir) İnebolu Türk Ocağı’na dönüşmüştür. İnebolu Türk Ocağı’nın, günümüzdeki Türk Ocağı Binasına ne zaman taşındığı bilinmemektedir. Ancak, İnebolu’daki Rum ahalinin çoğunun Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla Anadolu’yu terk ettikleri bilinmektedir. 1923 yılındaki bu göçe Rum Karamanyan ailesinin de katılmış olması olasıdır. Muhtemelen bina 1923 yılındaki göçlerle birlikte Rumlar tarafından boşaltılmış ve Türk Ocağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim, Mustafa Kemal ATATÜRK, İnebolu ziyareti sırasında 27 Ağustos 1925 tarihli Şapka Nutku’nu o tarihte Türk Ocağı Binası olarak kullanılan bu binada vermiştir.

Tapu kayıtlarına göre, bina, Kasım 1926 tarihinde Türk Ocağı’nın mülkiyetinde bulunmaktadır. Fakat, aynı tarihlerde binanın bir bölümünün de Karamanyan ailesine ait olduğu ve bu mülkiyetin 1929 yılına kadar (nüfus mübadelesine kadar) Rum ailenin mülkiyetinde olduğu anlaşılmaktadır. Nüfus Mübadelesine göre (Nüfus Mübadelesi Anlaşması – 1930), Batı Trakya’dan göç eden halkın malları nasıl Rum (Yunanistan) mülkiyetinde kalıyorsa, Türkiye’den göç eden Rum ahalinin malları da Türkiye Cumhuriyeti’ne ait sayılıyordu. 1929 yılında binanın tamamının Türk Ocağı mülkiyetine geçmesi bu şekilde açıklanabilir.

İnebolu gençlerinin 1928 yılında tertiplediği bir piyango sonucu oldukça dolgun bir gelir elde edilmiş ve bu gelir ile şuandaki Türk Ocağı Binası onarılarak döşenmiş; oyun ve müzik aletleri getirilerek öğretmenlerle birlikte müzik ve spor alanında faaliyette bulunulmuştur. Türk Ocaklarının kapatılmasından sonra bu faaliyetler giderek körelmiştir.

10 Nisan 1931 günü yapılan son Türk Ocakları Olağanüstü Kurultayı’nda, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilmiştir. Bu kararla Türk Ocağı'nın Ankara’daki Genel Merkez binası, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Fırkasına devredilmiştir. Dolayısıyla, İnebolu Türk Ocağı Binasının mülkiyeti de Cumhuriyet Halk Fırkasına geçmiş; Halkevlerinin kurulmasından sonra “İnebolu Halkevi” olarak kullanılmıştır.

Atatürk’ün İnebolu Türk Ocağı Ziyareti 

25-26-27 Ağustos 1925 tarihlerinde İnebolu’yu ziyaret eden M. Kemal ATATÜRK, 27 Ağustos 1925 günü, en önemli mesajlarından birini bütün dünyaya İnebolu Türk Ocağı Binası’nda ilan etmiştir. Halk sabahleyin ATATÜRK’ün Türk Ocağı’nı ziyaret edeceğini öğrenmiştir. Özellikle kadınlar, O’nun geçeceği yolları sabahtan itibaren doldurmuşlardır. Türk Ocağı çok güzel bir şekilde halılar ve resimlerle süslenmiştir. Yaklaşık 500 kadın ve bir o kadar da erkek bina etrafına toplanmıştır.

ATATÜRK Türk Ocağı mensuplarının davetine uyarak 27 Ağustos günü saat 15.00’te mebuslar ve bazı paşalarla birlikte kaldığı Belediye Başkanının evinden çıkmış, siyah renkte güzel bir elbise giyerek serpuşunu eline almış ve caddelerde yürümeye başlamıştır. Türk Ocağı’na geldiği sırada, Ocak Üyesi ve Hukuk Fakültesi Öğrencisi Mustafa Salim Bey ile heyet üyeleri tarafından karşılanmıştır. Burada kahveler içilmiş bir süre istirahat edilmiştir. Mustafa Salim Bey bir konuşma yapmış; daha sonra, M. Kemal ATATÜRK ünlü Şapka Nutku’nu vermiştir.

Halkevlerinin Kuruluşu 

19 Şubat 1932’de resmen açılan halkevleri, Atatürk’ün direktifleriyle kurulmuş ve kısa zamanda Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış çok önemli bir kültür kurumudur. Halkevleri çalışmaları Cumhuriyet Halk Fırkasının parti programındaki ilkeler doğrultusunda yürütülmüştür. Bu kurumlar 1932-1951 yılları arasında Türkiye’nin toplumsal ve kültürel tarihinde önemli roller oynamıştır. Başta Atatürk olmak üzere, dönemin önde gelen devlet adamları zaman zaman halkevleri çalışmalarına bizzat katılmak suretiyle bu kurumları desteklemişler, böylece geniş halk kitlelerinin halkevlerinde yapılan faaliyetlere katılımını sağlamışlardır.

Halkevleri her şeyden önce, halka yeni Türkiye’nin hedeflediği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma amacına uygun bir eğitim vermeyi hedefleyen yaygın eğitim kurumlarıdır. 

10 Mayıs 1931’de CHF Üçüncü Büyük Kongresi toplanır. Kongrede halkevlerinin açılması teklif edilir ve bu teklif kongrenin 17.5.1931 tarihli celsesinde üzerinde herhangi bir tartışma olmaksızın oybirliğiyle kabul edilir. Bunun üzerine CHF vilâyet merkezleri tarafından çeşitli merkezlerde halkevi açmak için hazırlıklara başlanır. Yaklaşık dokuz aylık bir hazırlık devresinden sonra, ilk olarak Adana, Afyon, Ankara, Aydın, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Van’da 19 Şubat 1932 Cuma günü halkevleri görkemli törenlerle açılır. Ankara’daki açılışta Recep PEKER halkevlerinin önemini belirten bir konuşma yapmış, Recep PEKER’in konuşmasını halkevlerinin kuruluşunda en çok emeği geçen Aydın Mebusu Reşit GALİP’in konuşması takip etmiştir. Reşit GALİP konuşmasında halkevlerine neden ihtiyaç duyulduğunu ve halkevi talimatnamesindeki maddelerden nelerin anlaşılması gerektiğini geniş bir şekilde açıklamıştır. Daha sonra davetlilerin huzurunda Çoban piyesi oynanmış, Behçet KEMÂL’in açılış şiiri okunmuş ve tören sona ermiştir. 

Halkevleri kuruluşundan hemen sonra ülke geneline hızla yayılmıştır. Talimatnamedeki şartlara uyan vilâyet, kaza, hattâ köylerde bile halkevi açılmıştır. Bir ara adları “ulusevi” şeklinde değiştirilmekle beraber, daha sonra bu addan vazgeçilmiş ve tekrar halkevi adına dönülmüştür. Bu kurumların ilk açılış günü olan 19 Şubat ve bu günü takip eden ilk pazar günü, sonraki yıllarda ülke genelinde “Halkevleri Bayramı” olarak kutlanmıştır.

CHP Genel Sekreterliği tarafından halkevleri yıl dönümlerinde yayınlanan halkevi faaliyetlerine dair raporlar ve diğer kaynaklara göre, halkevlerinin 1932-1951 yılları arasında ülke geneline dağılımına dair şunlar söylenebilir: Başlangıçta 14 vilâyette açılan halkevleri 24 Haziran 1932’de açılan 20 halkeviyle birlikte ilk yıl 34’e yükselmiştir. Bu sayı 1933’te 55, 1934’te 80, 1935’te 103, 1936’da 136, 1937’de 167, 1938’de 210 ve 1939’da 373’e çıkmıştır. 1940’ta halkevi teşkilâtının kurulamadığı mahalle ve köylerde halkevlerinin küçük bir çekirdeği olan ve benzer çalışmalar yürüten halkodaları açılmıştır. 1941’de ilk kez yurt dışında bir halkevi açılmasına karar verilmiş ve yurt dışındaki ilk ve tek halkevi İngiltere’nin Başkenti Londra’da açılmıştır. Böylece Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılına gelene kadar halkevlerinin sayısı biri yurt dışında olmak üzere toplam 478’e ve halk odalarının sayısı ise 4.322’ye yükselmiştir. 

Türkiye genelinde faydalı çalışmalar yapmasına rağmen, tipik bir tek parti dönemi kuruluşu olan halkevlerinin durumu II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte sarsılmaya başlar. 7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin faaliyete başlaması, halkevi çalışmalarında önemli bir gerilemeye yol açar. Çünkü, daha önce CHP saflarında ve halkevlerinde çalışan bir çok bilim ve siyaset adamı, Demokrat Partiye geçmiştir. Her ne kadar CHP yöneticileri, halkevlerinin siyaset dışı bir kurum olduğunu söyleseler de bu kurumların daha çok CHP ve CHP’ye yakın teşekküllerin toplantılarına sahne olması ve belli bir partinin yan kuruluşu görüntüsünden kurtulamaması yüzünden halk, zamanla halkevlerinden uzaklaşmaya başlar. CHP’nin 17 Kasım 1947’de toplanan 7. Büyük Kurultayı’nda halkevleri meselesi ele alınmış, Prof. Fahrettin Kerim GÖKAY başkanlığında bir komisyon kurulmuş; ancak, bu kurultayda halkevlerinin bağımsız bir kurum haline getirilmesi yolunda bir adım atılamamıştır. 

Öte yandan bilindiği gibi halkevleri ilk açıldığında, faaliyetlerine Türk Ocakları binalarında başlamıştı. 10 Mayıs 1949’da yeniden açılan Türk Ocakları, kendi binalarına halkevlerinin kanun dışı yollarla el koyduğunu ileri sürerek bu binaları geri ister. Bu arada halkevi bütçeleri de sorun olmuş, önceleri belediye ve özel idare bütçelerinden sorunsuz bir şekilde ayrılan ödenekler, 1946’dan sonra belediye meclislerinde büyük tartışmalardan sonra alınabilmiştir. 14 Mayıs 1950’de Demokrat Partinin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesiyle, halkevlerinin durumu tamamen sarsılmış, Demokrat Parti ödenek yokluğu gerekçesiyle 18 Haziran 1950’de ilk olarak Londra Halkevi’nin faaliyetlerini durdurmuştur. Bu tarihten sonra kamuoyunda halkevleriyle ilgili tartışmalar daha da artmıştır. Nitekim, Demokrat Parti milletvekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan “Halkevlerinin ve Bazı Halk Partisi Gayri Menkullerinin Hazineye İadesi Hakkındaki Kanun Lâyihası” 9 Ağustos 1951 tarihinde açık oylamaya sunulmuş ve lâyiha, mecliste bulunan 365 milletvekilinden 362’sinin olumlu oyuyla geçmiştir. Yasa 11 Ağustos 1951 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasa sonucunda halkevleri binalarına ve binalardaki mallara resmen el konulduğu ve bunlar hazineye iade edildiği için halkevleri de fiilen çalışamaz hale gelmiş, başka deyişle kapanmıştır.


1951-2005 Döneminde Binanın Durumu

Halkevleri kurulunca, bina, İnebolu Halkevi’ne dönüştürülmüş ve 1951 yılına kadar Halkevi olarak kullanılmıştır. Şubat 1944 tarihinde binanın üst katının Halk Evi, alt katın ise (zemin) mağaza olarak kullanıldığı tapu kayıtlarında belirtilmiştir.

Halkevlerinin 11 Ağustos 1951 tarihinde kapatılmasından sonra, binanın mülkiyeti Hazine’ye geçmiş ve 5830 sayılı kanun ile Hazine namına tapuya tescil edilmiştir. 

Nisan 1956 tarihinde 2490 sayılı Kanun’un 26. maddesine göre İnebolu Kaza Belediyesi’ne verilmiştir. Mal Müdürü Osman TÜRKAY’ın inisiyatifi ve 250/50 sayılı yazısı ile 20 Mart 1956 tarihinde Turistik Otel yapımı için tescil verilmiştir.

1956 yılında Mehmet oğlu Süleyman TERZİOĞLU isimli şahıs binayı satın alarak otel olarak kullanmaya başlamıştır. Zemin kattaki dükkanlar ise, o tarihte İnebolu Limanı’nın önemli olduğu ve İnebolu’nun ticaret potansiyelinin yüksek olduğu yıllar olması nedeniyle “Vapur Acentası” ve “Yarbaşı Lokantası” adıyla işletilmiştir. 

Bina, 1963 yılında bir yangın geçirmiş ve çatı katı tamamen yanmıştır.

Binanın üstteki iki katı, 1975 yılından 1994 yılına kadar İnebolu Halk Eğitim Merkezi’ne kiralanmış ve Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan binada, çeşitli kurslar düzenlenmiş ve sergiler açılmıştır. 

Binanın alt katında ise, Yarbaşı Lokantası ve Turizm Acentası faaliyette bulunmuştur.

Bina, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 30.04.1991 tarih ve 1750 sayılı kararıyla 321 Envanter No ile tescil edilmiştir.

1994 yılından itibaren kullanılmayan bina büyük ölçüde tahrip olmuş ve yıkılma noktasına gelmiştir.

Belediye Meclisi’nin 11.09.1992 tarih ve 22 nolu kararı ile, Kültür Bakanlığına tahsis edilmek kaydıyla binanın Hazine’ye satılmasına karar verilmiş; Belediye Encümeni’nin 23.09.1992 tarih ve 707 sayılı kararı ile bina 10.000,00 TL bedelle Maliye Hazinesi’ne satılmıştır. Bina, Hazine adına tapuda 3 ada, 66 parsel no ile kayıtlı olup yüzölçümü 289 m²’dir.

Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce, 08.10.1992 tarihinde “sosyal ve kültürel tesis olarak kullanılmak üzere” Kültür Bakanlığı Kültür Merkezleri Dairesi Başkanlığına tahsis edilmiştir. Ancak, tahsis amacı doğrultusunda onarılamadığı için, 23.03.1999 tarihinde “kültürel amaçlarla kullanılmak üzere” Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiştir.

Fakat, Kültür Bakanlığınca bina onarılıp amacı doğrultusunda kullanılamamıştır. Bu nedenle, Kastamonu Valiliği’nin talebi üzerine, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce bina, “kültürel amaçlarda kullanılmak üzere” 22.06.2000 tarihinde Kastamonu İl Özel İdare Müdürlüğüne tahsis edilmiştir.

Günümüzde İnebolu Türk Ocağı Binası

2005 yılında Kastamonu Valiliğince binanın röleve ve restorasyon projeleri tamamlanmış ve Genel Kurmay Başkanlığından sağlanan 290.000,00 YTL’lik finansmanla restorasyonu İl Özel İdaresince ihale edilmiştir.

Gerekli onarım ve tefriş çalışmaları tamamlanan bina, dönemin Kastamonu Valisi Sayın Mustafa KARA ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi ÖZKÖK’ün katılımıyla 5 Ağustos 2006 tarihinde ziyarete açılmıştır. 

Binada, TBMM’nce, Kurtuluş Mücadelesindeki kahramanlıkları nedeniyle 11 Şubat 1924 tarihinde İnebolu Mavnacılar Locasına verilen İstiklal Madalyası, İnebolu ve Çevresi Sağlık ve Eğitim Vakfı Başkanı Dr. Salih OSMANOĞLU tarafından Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN’e yaptırılan Balmumu Atatürk Heykeli, Atatürk’ün 25-26-27 Ağustos 1925 tarihlerinde yaptığı İnebolu ziyaretinde kullandığı bazı malzemeler, İnebolu’nun Kurtuluş Mücadelesi ile ilgili çeşitli fotoğraflar ile İnebolu ve çevresine ait etnografik eserler sergilenmektedir. 

Binadaki Konferans Salonu da sosyal ve kültürel amaçlarla kullanılmaktadır.

T.C. İnebolu Belediyesi | www.inebolu.bel.tr İNEBOLU BELEDİYESİ
Tel : +90 (366) 811 45 00 / E-Posta : info@inebolu.bel.tr / Copyright 2011 İnebolu Belediyesi Tüm Hakları Saklıdır.
Facebook | T.C. İnebolu Belediyesi | www.inebolu.bel.tr
KA İnternet Bilişim Teknolojileri Ltd. Şti.